KÜLTÜR-SANAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÜLTÜR-SANAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2017 Pazar

1 Liraya Tüm Dertlerinizi Dinliyorlar

Çanakkale'de Çarşı Caddesi'nde üniversite öğrencileri Can Duran ile Sevgi Arslaner, farkındalık oluşturmak amacıyla 1 lira karşılığında dert dinliyor. Para yerine kitap, yiyecek ve içecek de kabul eden ikili, dert dinlemelerine güvence olarak ise gizliliklerinin esas olması şartını gösteriyorlar. Kendileri için paranın önemli olmadığını vurgulayan ikili, insanların bir gülümsemelerinin de kendileri için yeterli olduğunu dile getirdi. 
Çanakkale'nin Biga ilçesinde Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğrenim gören 21 yaşındaki Can Duran, "Dert dinlemek aslında şöyle, insanlar pek anlatmayı sevmiyor. İnsanın içinde kalan gizli sırlar var. İnsan tanımadığına daha iyi anlatıyor aslında derdini. Öyle düşündük. Bu fikri buradan çıkarttık. 1 lira bizim için kazanç değil aslında. Sadece insanlar sokakta mutlu olmayı, bir gülümseme de bizim için kafi. Böyle düşündük. Buradayız, eğleniyor halkımız. Ne güzel. Bizde aynı şekilde eğleniyoruz. Zaman değişti, insanlar birbiriyle konuşmaz oldu. Komşuluk ilişkileri bitti. Sokakta geçerken birbirlerine bakmıyorlar. Arabalar mesela yer vermiyorlar. Öyle şeyler var. Farkındalık oluşturmak, evet, mesela az önce insanlar geldiler anlattılar bazı dertlerini. Geçti mi? Geçeceğini düşünüyor muyuz? Hayır. Paylaşmak güzeldir. 

Paylaştıkça azalır, inancımız bu yönde. Dinlediğimiz ilginç bir dert aslında olmadı.
Sigarayı bırakamadığını söyleyenler var. Oğlu üniversiteyi tekrardan okuyor, kazanamamış, bir daha hazırlanıyormuş. Öyle bir şey dinledik. Az önce bir ablamız geldi, daha şahsi bir derdini anlattı. Biraz üzüldükte açıkçası. Böyle dertler de oluyor. İnsanlarla iç içe olmak bizim için güzel.
Küçük bir hatıra, yarın bir gün bir arkadaşının yanına gittiğinde 'Çocuklar vardı sokakta, böyle şeyler yapıyordu' demeleri bizim için kafi, bizim için yeterli. Talep aslında fena değil. İnsanlar gülümsüyor. Gülümsemeleri bile bizim için yeter. 'Çocuklar ne yapıyor' diyorlar. Talep, halk yaklaşmıyor, tabi ki biraz çekince yaşanıyor ama en azından böyle bakıyorlar. Güzel oluyor" dedi.

Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü öğrencisi 22 yaşındaki Sevgi Arslaner ise, "Bize çok garip şeyler geliyor. Az önce 2 buçuk yaşında bir seyircimiz vardı. Kendisi bize Pepe'yi izleyemediğini anlattı. Sonra böyle esnafları çağırdı. 
Esnaflar bize çay ısmarladı. Aslında bunlar, böyle şeyler güzel şeyler. Bunun için geliyoruz. Mutluyuz, öğrenciyiz. Aslında biz bunun 3 liraya başka şehirde yapıldığını duyduk. 3 lirayı denedik. Burada tutmadı. Bizde 1 liraya yaptık. Haftaya zamlı yapmayı düşünüyoruz. Kaçırmadan gelirseniz çok mutlu oluruz. Görenlerin tepkileri genelde gülüp geçiyorlar. Ama gelip derdini anlatan insanlar da çok oluyor. Genel olarak olumlu tepkiler alıyoruz" diye konuştu. 


21 Şubat 2017 Salı

Dün Çerkez Hasan Bugün Ömer Halisdemir Kahramanlar Bitmez

Bir dost meclisinde söz darbelerden açılıyor ve konu dönüp dolaşıyor geliyor Niğde’nin, yiğit evladına. Tarihî konularda bir derya olan Süleyman Zeki Bağlan Hocamız “Ömer Halisdemir ilk değil ki” diyor “Bir Çerkez Hasan’ımız var mesela!” Çerkez Hasan kimdir, nerede yatar diye soruyoruz, “Düşün peşime götüreyim” diyor. “Hemen şurada Edirnekapı’da!” Gidiyoruz, sur dışına çıkar çıkmaz ilk ada. Lakin mermer atölyeleri ile kuşatılmış, kapılar zincirli, içeri girmek mümkün olmuyor. Milletin şaşkın bakışları arasında duvara tırmanıp içeri atlıyoruz. Gözümüze bir taş mezarlığı çarpıyor âdeta, işli mermerler parça parça. Otlar cangıl olmuş adım attırmıyor insana. Neyse Fatiha’mızı okuyoruz ve Süleyman Hocam başlıyor anlatmaya: Bizim millet Abdülaziz Han’ı pehlivan meşrep olarak tanır, sanırsın cazgırlık yapıyor Kırkpınar’da. Hâlbuki sıkı bir tedristen geçmiştir, yabancılara kendi lisanlarıyla hitap edebilir. Ressamdır, hattattır ve şairdir sonra. Padişah iken Mısır, Avusturya, Almanya, Fransa ve İngiltere’yi ziyaret eder, Avrupalıların kafasındaki barbar Türk mefhumunu yıkar, zarafetine, kibarlığına, vakarına hayran olurlar. Abdülaziz Han imar faaliyetleri hızlandırır, donanma tarihinin en güçlü seviyesine ulaşır. Düşünün “Şimendifer geçsin de velev ki sırtımdan geçsin” der ve demir yolu için sarayının bahçesini verir gözünü kırpmadan. Sahil sarayları yıkılır gider, umurunda bile olmaz. Onun devrinde ordu modern silahlarla teçhiz edilir, yeni mektepler açılır. Şura-yı Devlet (Danıştay), Divan-ı Ahkâm-ı Adliye (Yargıtay), Divan-ı Muhasebat (Sayıştay) kurulur, müesseseler oturmaya başlar. Herşey güllük gülistanlık değildir tabii. Sadaret makamında oturan Nedimof lâkaplı M. Nedim Paşa gaileler açar memleketin başına.

DARBECİ VİCDANI!

Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan da hayr hasenat sahibidir. Yaptırdığı camiler, mektepler ayaktadır hâlâ. Kimsesizlere ve bilhassa para yüzünden içeri düşen mahkûmlara sahip çıkar. Abdülaziz Han, disiplinlidir, kararlıdır, dış güçler maşaları kullanır ve bir karalama kampanyası başlatırlar. Onun bir oturuşta kuzu yediğinden, pehlivanlarla boğuştuğundan dem vurur, istihzada bulunurlar. Nitekim Serasker (Genel Kurmay Bşk) Hüseyin Avni Paşa’nın yönettiği cunta işareti alır işe başlar. Abdülaziz Han’ı haleder, götürüp Topkapı Sarayına (3. Selim’in boğdurulduğu odaya) kapatırlar. Sadece onu değil, Valide Sultanı ve hanım efendilerini de bizar eder, iter kakar mücevherlerini yağmalarlar. Nesrin Neş’erek kadın efendiyi sürükleye sürükleye sandala bindirir, o soğukta üzerinden şalını çeker alırlar. Garibim Boğaz’ın ayazında büzülür kalır, sırılsıklam ıslanır yağmur altında.Bilahare Abdülaziz Han’ı Ortaköy Feriye Köşküne alır, üzerine çöker, makasla bileklerini kesip şehit ederler insafsızca. Çağırdıkları hekimler “intihar” raporuna imza koymaz, rütbelerini sökerler yine yanaşmazlar. Bir insan tek bileğini kesebilir ama kesik bilekle makas tutamaz bir daha, ikincisini kesmesi ne akla sığar ne mantığa. Hekim dediğin alet olamaz böyle oyuna. Cunta tehditle baskıyla ilgili evrakları toplar ve V. Murad’ı oturtur koltuğa.

Bakın şu işe ki sandalda fena hâlde üşüten ve manen yıkılan Nesrin Neş’erek Hanım da vefat edecek iki evladını öksüz bırakacaktır o sıra. Nesrin Sultan Ubıh asıllı Çerkez Beyi Gazi İsmail’in kızıdır. Hasan adlı bir kardeşi vardır ki boylu poslu, yakışıklı bir subaydır, silahtan iyi anlar. Öyle ki orduya alınması düşünülen tüfekler tabancalar hakkında fikrini sorarlar. Çok sadık ve gözü karadır, bir ara Galata kabadayıları ile çatışmış ve alayını pişman etmiştir doğduklarına. Tek başına ordudur, bu yüzden Veliaht Yusuf İzzet Efendi’ye yaver yaparlar. Serasker Hüseyin Avni Paşa da çekinir. Acilen tayinini Bağdat’a çıkartır, İstanbul’dan uzaklaştırmaya bakar.

YANLARINA KALMAZ

15 Haziran 1876 -Kolağası Çerkez Hasan artık Dersaadet’te tutulmayacağını anlar. Ablasının ve eniştesinin öcünü almak için atlar bir sandala, gider Kuzguncuk’a. Ancak Hüseyin Avni Paşa köşkte yoktur, toplantıya gittiğini öğrenir uşaklardan. Döner gelir ve beline birkaç tabanca takar, kuşağına Çerkez kamasını sokar, doğru Mithat Paşa’nın Beyazıt’taki konağına… Üzerinde yaver kordonları vardır, haber getirdiğini söyleyince kapı ağaları zorluk çıkarmaz. Elini kolunu sallayarak girer toplantı odasına. Burası geniş bir sofadır, sağ tarafta Hüseyin Avni Paşa ve has adamı Kaptan-ı Derya Kayserili Ahmet Paşa vardır. Direkt onların üzerine gider, revolveri çıkararak Hüseyin Avni Paşa’yı göğsünden ve karnından yaralar. Bu esnada Kayserili arkasından kavrar. Kamasını çıkarıp Ahmet Paşa’nın parmaklarını keser, kulağını koparır ve yerde yatan Hüseyin Avni Paşa’yı bıçaklamaya başlar. Hariciye Nazırı Reşit Paşa ise koltuğunda donmuş kalmıştır (bir rivayete göre ölmüştür heyecandan) bir el de onun kafasına sıkar. Mithat Paşa o hengamede harem dairesine kaçar. Kapıyı zorlasa da açamaz, Rüştü ve Halet Paşa da bir odaya kapanmış ağır masalar yaslamışlardır kapının ardına. Derken inzibatlar yetişir karakoldan. Çerkez Hasan’ın onlarla alıp veremediği yoktur “teslim ol” çağrısına direnmez, kaçmaya kurtulmaya da çalışmaz. Başına gelecekleri biliyordur oysa. Yalnız o sıra bir kolağası hakaretamiz konuşur, gereksiz hareketler yapar. Hasan bir anda kollarına giren askerlerden kurtulur ve çizmesinde sakladığı tek atımlık tabancayı çıkarır, tetiğe basar. Çerkez alelacele yargılanır (17 Haziran 1876). Mahkemede “Şuray-ı Devlet Reisi Mithat Paşa ile Bahriye Nazırı Kayserili Ahmet Paşa’yı öldüremediğim için müteessirim, biçare zabit ve muhafızları istemeden hırpaladığım için ise pişmanım. Nefsim için yapmadım, millet için yaptım. Cezama razıyım” der. Yaralarını sarmak isteyen hekime “beyhude uğraşmayın” der, “nasıl olsa asacaklar. Devletin malzemesi zayi olmaya!” Sadakate bakın, ıstırabı vardır oysa. Divan-ı Harp önce askerlikten tardına, sonra idamına karar verir. Hüküm aynı gün Beyazıt Meydanı’nda infaz edilir iri bir dut ağacının dallarında. Hüseyin Avni baskısından kurtulan halk, Çerkez Hasan’ı destanlaştırır. Şiirler yazar, ağıtlar yakar. Senâî, Nâim, Hilmi Efendi gibi şâirler mersiyeler kaleme alır. Eşref Paşa “Rabb-i izzet Cennet etsin kabrini Çerkes Hasan / Kâmet-i Avnîye ol esnada biçmişdi kefen” mısraları ile tercüman olur kalabalıklara. Sultan Abdülhamid Han saltanata gelir gelmez o dut ağacını kestirecek ve Çerkez Hasan’ın kabrini yaptıracaktır. Üzerine de “Ümerâ ve guzât-ı çerâkiseden İsmâil Bey’in oğlu olup, genç yaşında (26) velînîmeti uğrunda fedâ-yı cân eden Çerkez Hasan Bey’in kabridir” yazdırır zarif bir hatla. Bu kabir bilahare zamana yenilir ve unutulur. Allah razı olsun Hüseyin Hilmi Işık Hoca arar bulur ve bizzat kendi parasıyla yaptırır. Ancak kabristan şu günlerde de çok perişan, Çerkez Hasan gibi nice kahramanın, devlet adamının, sanatkârın, ulemanın taşları devrilmiş kırılmış, bir utanç vesikası gibi duruyorlar ortada. İstanbul’un orta yeri ve en önemli kavşak. Turistler hâlimize bakıp gülüyor ihtimal. Meclis Başkanımız İsmail Kahraman Beyefendi’nin tarihe çok değer verdiğini biliyorum. Bu vesileyle elden geçirilebilir mi acaba?..

1876'DA İDAM EDİLDİ

Divan-ı Harp önce askerlikten tardına, sonra idamına karar verir Çerkez Hasan’ın. Hüküm aynı gün Beyazıt Meydanı’nda infaz edilir iri bir dut ağacının dallarında. Sultan Abdülhamid Han saltanata gelir gelmez o dut ağacını kestirir ve kabrini yaptırır. Hüseyin Hilmi Işık Efendi de yıllar sonra kendi parasıyla kabri tamir ettirir.

11 Şubat 2017 Cumartesi

Berlin Film Festivalinde Sibel Kekilli Rüzgarı

Bu yıl 67'ncisi düzenlenen Berlin Film Festivali, Fransız yönetmen Etienne Comar'ın ‘Django’ filminin gösterimiyle açıldı.

Potsdamer Platz meydanındaki Berlinale Palast'ta yapılan festivalin açılış galası öncesinde Comar ve filmin oyuncuları, yönetmen Paul Verhoeven başkanlığındaki jüri üyeleri ile çok sayıda davetli kırmızı halıda yürüdü.

Toplam 18 filmin 'Altın Ayı' ve 'Gümüş Ayı' ödülleri için yarışacağı festival boyunca 72 ülkeden 399 film gösterilecek. Türkiye’den Ceylan Özgün Özçelik'in yönettiği ‘Kaygı’ filmi de panorama bölümünde gösterilecek ve 'En İyi İlk Film' kategorisinde yarışacak.

Adını Berlinale'de 'Altın Ayı' kazanan Fatih Akın filmi ‘Duvara Karşı’ ile duyuran Sibel Kekilli, kırmızı halıda poz veren yıldızlardandı. Ünlü oyuncu, geceye kırmızı elbisesiyle katıldı.

9 Şubat 2017 Perşembe

İzgören: "Türkiye’nin Sorunu İşsizlik Değil, Bilgisizlik"

İletişim Uzmanı, Yazar Ahmet Şerif İzgören, "Türkiye'de her sektörde işinizi biraz iyi yaptığınızda sizi parmakla gösterirler. Türkiye'de tutku ile yapacağınız işi bulduğunuzda hiçbir şeyden korkmayın. İşinizi ciddiye alın" dedi.

İzgören, Çukurova Genç İşadamları Derneği'nin (Çukurova GİAD) gençlere yönelik son projesi olan Çukurova GİAD Akademi'ye (Management & Business Academy-MBA) katılan gençlerle buluştu.

Çukurova GİAD MBA öğrencilerinin yanı sıra, sınırlı sayıda dernek üyesine de açılan dersin konusu, "İş Yaşamında 100 Kanguru" oldu.

Dersten günler önce, MBA öğrencilerine, İzgören'in "İş Yaşamında 100 Kanguru" kitabı dağıtıldı. İzgören'in iş hayatıyla ilgili olmakla birlikte, hayata atılmaya hazırlanan öğrencilere, kendilerini geliştirerek olaylara farklı gözle bakmayı isteyenlere yönelik kaleme aldığı kitabı okumuş olarak derse gelen öğrencilerle soru-cevap ve sohbet şeklinde ders gerçekleştirildi.

Hayattan gerçek hikayelerle anlatımlarda bulunan İzgören, iş hayatında en önemli şeyin bilgi ve dürüstlük olduğunu kaydederek, "Türkiye'de önüm tıkalı", "Kimse iş vermiyor", "İşsizlik çok, iş yok" şeklindeki yakınmaların doğru olmadığına dikkat çekti. "Kimseye tan etme ey dost, ey irfanım. Söz gelir divaneden nice divane sığmaz" sözüyle bilgiye dikkat çeken İzgören, "Yani, kimseye anlatma bilgi sahibiyim diye, delinin biri bir laf eder nice kitaba sığmaz. Bir iş yapmak mı istiyorsunuz, önce öğrenin, bilgi sahibi olun. Bu ülkede her şeyden şikayet edebilirsiniz. Gelir dağılımı eşitsizliği, cinsiyet eşitsizliği, güven endeksi gibi eleştireceğimiz çok şey olabilir. Ama "Türkiye'de benim önüm tıkalı" diyemezsiniz. Türkiye ile ilgili söyleyeceğimiz son şey bu. Türkiye'de her sektörde işinizi biraz iyi yaptığınızda sizi parmakla gösterirler. Türkiye'de tutku ile yapacağınız işi bulduğunuzda hiçbir şeyden korkmayın. İşinizi ciddiye alın, kendinizi ciddiye almayın. Siz işinizi ciddiye aldığınızda herkes zaten sizi ciddiye alır" dedi.

"Öyle bir iş yapın ki kimse sizi tutamasın, durmak zor olsun"

Öğrencilerin sorularını dinleyen ve kavramlarla ilgili hikayeler anlatan, iş hayatının kahramanları ve davranışlarıyla ilgili ipuçları veren İzgören, şunları söyledi:

"Sadece yöneticilik vasfındaki insanlar var olan bir yapıyı sürdürürken, liderler peşlerinden sürükledikleri gruplar yaratabilirler. Sistem lideri ise sistem liderliği modeli çerçevesinde kendisinden sonra da yaşayan devamlı gelişim ve değişim anlayışında sistem oluşturur. En önde yürüme cesaretiniz yoksa lider olamazsınız. Kendi doğrularınız yoksa başkalarının doğrularının peşinden gidersiniz. Gideceği yeri bilmeyen yelkenliye hiçbir rüzgar fayda etmez. Gelecekte farklı alanlarda iş yapacaksınız. Ne iş olursa olsun, öyle bir iş yapın ki kimse sizi tutamasın, durmak zor olsun. Tutku ile yapacağınız işi yapın. Hepiniz okudunuz, teoriyi aldınız, bunları iş hayatında pratiğe dönüştüreceksiniz. Teori ve pratiği bir araya getirebilmeniz acayip. Türkiye bunu yapmıyor, bunu bu kadar ayrı tutan bir ülke yok. Üniversite hocaları teorinin içine batmış durumda, pratikten gram alakaları yok. Diğer tarafta pratiğin içinde adamlar teoriden gram alakaları yok. İkisini bir araya getirebilen adamlar çatır çatır yürüyor. Bir yanda kaos, bir yanda düzeni varsayan Berger teorisine göre, her iki yanda da yaratıcılık yok. Yaratıcılık orta çizgide. Kaosa biraz düzen katabilirseniz veya düzene biraz kaos yaratıp, düzenin dışına çıkabiliyorsanız o çizgiyi yakalayabiliyorsunuz."

Çukurova GİAD Başkanı Ömer Faruk Sakarya, MBA'ya katkısı nedeniyle Ahmet Şerif İzgören'e teşekkür etti. Günün anısına İzgören'e şilt verildi.

En Çok Okunanlar